Tercüme,
Teknik Çeviri, Tıbbi
Çeviri, Hukuki Çeviri, Ticari Çeviri,Tıbbi tercüme, Hukuki
Tercüme,Ticari Tercüme, Teknik Tercüme, İstanbul, Istanbul,
Gazete, Gebze, Almanca
FelemeMacarca, Danimarka Dili, İzlandaca
Norveççe , İsveç Dili
aKatalan Dili, Fransızca , İtalyanca
Latince, Moldova Dili, Portekizce
Romence, İspanyolca
Estonca, Fince,Bulgarca, Beyaz , Rusça
Hırvatça, Çekçe, Makedonca
Lehçe, Sırbça, Slovakça
Slovence, Ukrayna Dili
Latviya Dili, Litvanca, Azerice, Tacikçe, Kazakça
Kırgızca ,Türkmence, Korece,web
çeviri tercüme gereksinimlerinizi uzman tercüman, çevirmen
kadromuzla karşılıyoruz. çeviri tercüme bürosu büroları tercüman
çevirmen mütercim
yeminli hukuki teknik medikal tıbbi simültane simultane web
noter tasdikli ingilizce
türkçe çeviri tercüme türkçe ingilizce ticari yazışma almanca
fransızca italyanca,ispanyolca rusça flemenkçe yunanca arapça
tercüme çeviri tercüman ceviri tercume
tercuman cevirmen mutercim refakat hizmetleri yurtdışı refakat
hizmetleri dil
yabancı dil translation translation services turkish translation
translations
translator interpreter interpreting lokalizasyon türkçe ingilizce
tercüme çeviri
ingilizce türkçe tercüme çeviri tercüman ticari danışmanlık
mümessillik ithalat,german,
Büyük
Türk bilginidir. Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti.
İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken
orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha
10 yaşındaykenKur'an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının
bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü
zaman 150'den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince'ye ve
Almanca'ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa'ya
ışık vermiştir. Onu Latinler "Avicenna" adıyla
anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak
görürler.
İbni
Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ
ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün,
ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir,
mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı.
Pek az uyurdu. Kafası öylesine doluydu ki, uyanık iken çözemediği
bir takım meseleleri uykusunda çözer ve uyandığı zaman cevaplandırılmış
bulurdu.Bir keresinde, Aristo metafiziğini inceliyordu.
Defalarca okuduğu halde bir türlü esasını kavrayamamıştı.
Buhara çarşısında gezerken sergide bir kitap gördü. Mezat
tellâlı, bunu satın almasını, bu sayede birçok meseleyi
kolayca halledebileceğini söyledi. Bir mezat tellâlının
bildiği kitabı bilememek, İbni Sînâ'ya çok güç geldi. Onun
okuma huyunu herkes öğrendiği için, bilhassa kitap satıcıları
kendisini tanıyorlardı. İbni Sînâ, kendisine tavsiye edilen
Fârabî'nin Aristo'ya ait şerhini satın aldı. Bir defa okumakla,
o çözemediği noktaların büyük bir açıklığa kavuştuğunu gördü:
"Şükür sana Yârabbi!" diye secdeye kapandı ve
Fârabî'nin yolunda fukaralara sadaka dağıttı. Oysa, İbni
Sinâ doğduğu zaman Fârabî otuz yaşındaydı ve bu olay geçtiği
sırada da hayattaydı.
Buhara
Emiri Nuh İbni Mansur'u ağır bir hastalıktan kurtardı ve
bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphenisinde çalışma
iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu
için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar
öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak
Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin,
onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini
yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa
yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem'de barınamayarak
yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet
Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.
İbni
Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak
150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında
bunların hepsi Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini
Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer
verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece
orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine
kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir. Kendisinden
sonra yetişen Gazâli, Fârabî'yi' ondan öğrenmiştir. Düşünce
ve anlayış bakımından İbn-i Sina, Farabî ile İmam Gazâlî
arasında bir köprü vazifesi görür. Yunan felsefesini İslâm
ilmi olan Kelâm ile, yâni Tanrı bilgisiyle bağdaştırmaya
uğraşmıştır. Eğer o gelmeseydi, Farabî'nin kurduğu temel
Gazâli'nin yorumuyla gelişemeyecek, arada büyük bir boşluk
hasıl olacaktı.
Eserleri
Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye
şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da
İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi,
eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır... Bununla beraber,
batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri
ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik
hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da
yapmıştır. Ama şöhreti her ne kadar tip ilmiyle ilgiliyse
de asıl kişiliği, Ortaçağda uzun süre tartışma konusu olan
Tanrı varlığının mutlak bir zorunluluk olduğu konusundaki
Kelâm meselelerine getirdiği kesin çözüm yolundan ileri
gelmektedir. Matematik,
astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır.
İnsan bilgisinin Tanrıyı ve kâinatı mutlak şekilde anlamaya
elverişli olmadığını söylerken, aklın varlığını kabul eder.
İnsandan bağımsız bir ruhun varoluşu, İbni Sînâ'ya göre
Tanrıdan yansıyan bir delildir. İbni Sînâ, tıp araştırmaları
yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen
birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların
varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde
sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir
devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.
Şifa
adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine
gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun
fi't-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir.
Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo'nun felsefesini
anlatan yirmi ciltlik Kitâbü'l-İnsâf'ı başta gelen eserlerindendir.İbni
Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu.
Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde
İbni Sina'nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları
ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren
büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni
Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış
olduğu şiirler de vardır.
İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan'da mide hastalığından
öldü.
İbn-i
Sina'nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki
18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik,
fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını
içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen
el-Kanûn Fi't-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji,
hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır.
Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina'nın bugünkü tıp
için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu;
mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların 'mikrop'
mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini
görürüz.
İbn-i Sina'nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince'ye
çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı.
Roma'nın Galen'i de, Er Razi'de ilimde eriştikleri tahtlarından
indirildiler ve çağın Fransa'sının en meşhur tıp fakülteleri
olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri'nin temel kitabı
Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle
devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa'nın tıp hocası
oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi'nin kütüphanesinde
bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina'nın Kanûn'u
yer almıştır.
Bugün
hala Paris Üniversitesi'nin tıp fakültesi öğrencileri St.
Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında
iki Müslüman doktorun duvara asılı büyük boy portresiyle
karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi'ye aittir.